Ana SayfaHadisSahih-i Buhârî
صحيح البخاري

Sahih-i Buhârî

İmam Muhammed b. İsmail el-Buhârî · 194–256 h. (810–870 m.)

Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kitap kabul edilen el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ, yalnız sahih hadisleri toplayan ilk eserdir. Buhârî bu eseri 600.000 kadar hadis arasından seçerek on altı yılda meydana getirmiştir.

Adım 1

Baskıyı Seç

Veriler baskıya göre farklılık gösterir (cilt sayısı, sayfa düzeni vb.). İncelemek istediğin baskıyı seç. Şimdilik yalnız bir baskının verileri eklenmiş durumda; diğer baskılar yakında eklenecektir.

Aktif
الرسالة العالمية

er-Risâletü'l-Âlemiyye

5 cilt · 3.070 sayfa · 7.563 hadis
Standart akademik tertip
Bu Baskıyı İncele
Yakında
المطبعة السلطانية

Bulak Baskısı

9 cilt · II. Abdülhamid emriyle (1313-1315 h.)
Yûnînî nüshası esaslı
Veriler yakında
Yakında
طبعة دار طوق النجاة

Dâru Tavqi'n-Necât

9 cilt · Muhammed Züheyr en-Nâsır tahkikiyle
Modern referans baskı
Veriler yakında
Yazar

İmam Buhârî

البخاري
Ebû Abdillâh Muhammed b. İsmâîl b. İbrâhîm el-Cu'fî el-Buhârî (ö. 256/870). Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kitap kabul edilen el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ adlı eseriyle tanınmış büyük muhaddis.
1/3 Hayatı Müellif: M. M. el-A'zamî

13 Şevval 194 (20 Temmuz 810) Cuma günü Buhara'da doğdu. Dedesinin dedesi olan Berdizbeh Mecûsî idi. Onun oğlu Mugīre, Buhara Valisi Cu'feli Yemân vasıtasıyla müslüman oldu. Buhârî bundan dolayı Cu'fî nisbesiyle de anılmıştır. Dedesi İbrâhim hakkında fazla bilgi bulunmamakla beraber babası İsmâil'in Mâlik b. Enes ve Abdullah b. Mübârek gibi âlimlerden hadis öğrenen bir kişi olduğu bilinmekte ve Buhârî henüz çocukken vefat ettiği, hadise dair bazı kitaplarının oğluna intikal ettiği anlaşılmaktadır. Annesinin ise duası makbul dindar bir kadın olduğu zikredilmektedir.

Buhârî on yaşına doğru Muhammed b. Selâm el-Bîkendî, Abdullah b. Muhammed el-Müsnedî gibi Buharalı muhaddislerden hadis öğrenmeye başladı. On bir yaşlarında iken hocası Dâhilî'nin rivayet sırasında yaptığı bazı hataları tashih etmesiyle dikkatleri çekti. On altı yaşına geldiği zaman İbnü'l-Mübârek ve Vekî' b. Cerrâh'ın kitaplarını tamamen ezberlemişti. Bu sırada annesi ve kardeşi Ahmed ile birlikte hacca gitti. Hac sonrası onlar memleketlerine döndükleri halde Buhârî Mekke'de kaldı ve Hallâd b. Yahyâ, Abdullah b. Zübeyr el-Humeydî gibi âlimlerden hadis tahsil etti. Daha sonra bu maksatla ilim merkezlerini dolaşmaya başladı. Bağdat'a sekiz defadan fazla gitti ve her seferinde Ahmed b. Hanbel ile görüşüp ondan faydalandı. Basra'ya dört veya beş defa gitti; orada Ebû Âsım en-Nebîl, Ensârî diye tanınan Basra kadısı Muhammed b. Abdullah ve Haccâc b. Minhâl gibi muhaddislerden istifade etti. Mekkî b. İbrâhim, Kuteybe b. Saîd vb. âlimlerden hadis dinlemek için Belh'e birkaç defa gitti. Hicaz'da altı yıl kaldı. Humus, Kûfe, Medine, Merv, iki defa Mısır ve Nîşâbur şehirlerinde de ders aldı. Buhârî kendilerinden hadis yazdığı muhaddislerin sayısının 1080 olduğunu söyler.

Buhârî'nin uzun seyahatleri sonunda derlediği hadislerle geniş bir kütüphane meydana getirdiği anlaşılmaktadır. Bir gece uyumayıp o güne kadar yazdığı hadisleri hesapladığını ve senedleri muttasıl 200.000 hadis kaydetmiş olduğunu söylemiştir. Yazdığı hadisleri hâfızasına da nakşettiğini gösteren en iyi örnek Bağdat'ta verdiği imtihandır: Buhârî'nin Bağdat'a geldiğini duyan muhaddisler 100 hadisin sened ve metinlerini birbirine karıştırarak bunları on kişiye verdiler. Buhârî onlara bu hadislerin hiçbirini okunduğu şekliyle bilmediğini belirttikten sonra, ilk soruyu yönelten kimseden başlayarak, sordukları hadislerin sened ve metinlerinin doğrusunu her birine ayrı ayrı söyledi.

Buhârî ve Mihne Olayı. Kur'ân-ı Kerîm'in mahlûk oluşuyla ilgili olarak Mu'tezile tarafından ileri sürülen görüş İslâm âlemini zor durumda bırakmıştır. Buhârî de bu meseleden zarar görmüştür. İmam Müslim'in belirttiğine göre Buhârî Nîşâbur'a gittiğinde halk kendisine çok itibar etmiş, onu iki üç günlük mesafede karşılamıştır. Buhârî'ye Kur'an'ın mahlûk olup olmadığı sorulunca, "Fiillerimiz mahlûktur; bir sözü ifade edişimiz de (Kur'an metnini okuyuşumuz) fiillerimizdendir" demesi üzerine orada bulunanlar arasında büyük bir ihtilâf çıkmıştır. Daha sonra Buhârî Merv'e gitti, oradan Buhara'ya geçti. Horasan Valisi Hâlid b. Ahmed ez-Zühlî'nin saraya gelip eserini okumasını talep etmesini, "İlmi başkalarının ayağına götüremem" diyerek reddetti. Vali bunun üzerine onu kendi memleketinden sürdü. Buhârî, Semerkant'a 3 mil mesafedeki Hartenk kasabasındaki akrabalarını ziyaret ederken hastalandı. 256 yılının ramazan bayramı gecesi vefat etti, ertesi gün (1 Eylül 870 Cuma) orada toprağa verildi.

Şahsiyeti. Buhârî orta boylu olup zayıf ve ince bir yapıya sahipti. Az konuşması, başkalarının sahip olduğu imkânlara özenmemesi gibi özellikleri vardı. Cömertliğini, dünya malına değer vermediğini ve yardım severliğini gösteren davranışları pek çoktur. 25.000 dirhem alacaklı olduğu birine karşı gösterdiği müsamaha dikkat çekicidir. Tenkit ettiği râviler hakkındaki son derece mutedil ve insaflı sözleri ahlâkî faziletlerinin bir başka boyutudur. Hadis uydurmakla tanınan kimseler hakkında bile "yalancı" ifadesini pek nâdir kullanmıştır.

Hocası Nuaym b. Hammâd, "Buhârî bu ümmetin fakihidir" derdi. İshak b. Râhûye muhaddislere, "Bu gençten hadis yazınız" diye tavsiyede bulunurdu. İmam Müslim Buhârî'ye hitaben, "Sana ancak seni çekemeyenler kızabilir. Dünyada senin bir benzerinin bulunmadığına şahadet ederim" demiştir. İbn Huzeyme ise, "Şu gökkubbenin altında Resûlullah'ın hadislerini Buhârî'den daha iyi bilen ve daha iyi ezberlemiş olan birini görmedim" demiştir.

Hadisçiliği. Hicrî ilk üç asırda hadise hizmetleriyle tanınan önemli şahsiyetler arasında Buhârî'nin ön planda gelmesinin sebebi, sahih hadisleri ilk defa bir araya getirmesinin yanında hadis ilmindeki tartışmasız otoritesidir. Senedleri meydana getiren şahısların hem aynı zamanda yaşama, hem de birbiriyle uzun müddet görüşme şartını uygulama hususunda hiçbir muhaddisin onunla boy ölçüşemediği kabul edilmiştir.

Başlıca Eserleri: el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ, et-Târîḫu'l-kebîr, et-Târîḫu'l-evsaṭ, et-Târîḫu'ṣ-ṣagīr, Kitâbü'ḍ-Ḍuʿafâʾi'ṣ-ṣaġīr, Kitâbü'l-Künâ, el-Edebü'l-müfred (644 bab içinde 1322 hadis), Ḫalḳu efʿâli'l-ʿibâd, Refʿu'l-yedeyn fi'ṣ-ṣalât, Kitâbü'l-Ḳırâʾe ḫalfe'l-imâm.

2/3 Akaide Dair Görüşleri Müellif: Y. Şevki Yavuz

Buhârî, ünlü bir muhaddis olmasının yanı sıra itikadî konularla da yakından ilgilenerek Selef inancına aykırı görüşler ileri süren Cehmiyye, Mu'tezile, Havâric ve Şîa mezheplerini tenkit eden, böylece Ehl-i sünnet mezhebinin oluşumuna katkıda bulunan ilk Sünnî âlimlerdendir. el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'inde "Kitâbü't-Tevḥîd", "Kitâbü'l-Ḳader", "Kitâbü'l-Fiten", "Kitâbü'l-Îmân", "Kitâbü Bedʾi'l-ḫalḳ" bölümlerine yer vermesi, "Kitâbü't-Tevḥîd"de sıfat, zât-sıfat ilişkisi, esmâ-i hüsnâ, tekvin-mükevven, meşîet-irade, rü'yetullah konularına; "Kitâbü'l-Îmân"da imanın tarifi, unsurları, iman-amel ve iman-günah münasebetine ilişkin konulara girmesi, akaid problemleriyle yakından ilgilendiğini açıkça göstermektedir.

Buhârî, naslara aykırı birtakım inançların ortaya çıkması halinde Kur'an ve Sünnet'e uygun olan görüş ve inancın belirlenip savunulması maksadıyla itikadî problemlerin tartışılmasını gerekli görmüştür. "Mes'eletü'l-lafz" (Kur'an'ı telaffuz edişin yani Kur'an okumanın mahlûk olup olmadığı) konusunu hadis âlimlerinin şiddetli muhalefetlerine rağmen münakaşa etmekten çekinmemiştir. Genel çerçeve itibariyle Selef akîdesine bağlıdır ve kıyası kabul etmediği halde naslarda sınırları çizilen bir akıl yürütmeyi câiz görür.

1. İlâhî Sıfatlar. Zât-ı ilâhiyyenin isimleri, sıfatları ve fiilleri vardır. Zâtı gibi O'ndan ayrılmayan isimleri, sıfatları ve fiilleri de kadîmdir. Bunların dışında kalan her şey yaratılmış olduğundan zât, isim, sıfat ve fiil açısından O'na benzeyen hiçbir varlık yoktur. Kelâm Allah'a ait sıfatlardandır. O kendine has bir kelâmla konuşur, kelâmını yakında olana da uzakta olana da aynı şekilde duyurur, fakat onun konuşması başka hiçbir konuşmaya benzemez. Kur'ân-ı Kerîm Allah kelâmı olup mahlûk değildir. Kur'an'ı okuma (lafzü'l-Kur'ân) ve yazmaya gelince bunlar kullara ait fiillerdir. Tekvin Allah'ın fiili ve aynı zamanda sıfatı olduğundan kadîmdir. Naslarda geçen yed, vech, nefs, ayn, istivâ gibi kavramları Allah'ın sıfatları kabul eder. Allah'ın dünyada görülemeyeceği, âhirette ise sadece müminlerce görüleceği âyet ve hadislerle sabittir.

2. Kader. İnsanlar sadece Allah tarafından haklarında önceden takdir edilip yazılan fiilleri yerine getirirler. Hidayet-dalâlet, saadet-şekāvet, hatta akıllı ve aptal olmak dahil her şey kadere göre cereyan eder. Kulların fiillerini yaratan Allah, bu fiilleri işleyen ve kazanan (iktisap eden) ise kullardır. Kul fiilinin yaratıcısı olamaz.

3. Nübüvvet. Gaybdan haber vermek ve insanlara tabiat üstü bazı olaylar (mûcizeler) göstermek peygamberlik alâmetlerindendir. Hz. Peygamber'in büyük fetihler yapılacağını, müslümanlar arasında iç savaşların çıkacağını, Sâsânî ve Bizans imparatorluklarına son verileceğini, yahudilerin müslümanlar tarafından mağlûp edileceğini önceden haber vermesi ve bunların aynen gerçekleşmesi onun peygamber olduğunu gösteren alâmetlerdendir.

4. Âhiret Halleri. Başta kıyamet alâmetleri olmak üzere kabir azabı veya nimeti, haşir, hesap, mîzan, sırat, cennet ve cehennem haktır ve bunlara iman etmek farzdır. Kur'an'da cennet nimetlerinin hiçbir zaman tükenmeyeceği açıklandığı halde Cehmiyye'nin cennetin eninde sonunda yok olacağını iddia etmesi iman kavramıyla bağdaşamayacak bir görüştür.

5. İman ve Günah. İman kalpteki inancı dil ile ifade edip gereğini yerine getirmekten ibarettir. İlâhî buyrukları yerine getirmekle artar, isyanla azalır. Kâmil iman "tasdik", "ikrar" ve "amel" unsurlarını yerine getirmekle gerçekleşir. Bununla birlikte ilâhî buyruklara isyan ederek günah işleyen kimse kâfir olmaz, sadece imanı eksik olan günahkâr bir mümin haline gelir. Cehmiyye'nin ise tekfir edilmesi gerekir.

Buhârî'nin kelâm problemleri içinde en çok meşgul olduğu asıl konu halku'l-Kur'ân meselesidir. Kendi eserlerinde, "Kur'an Allah kelâmıdır ve mahlûk değildir, ancak kulların fiilleri (Kur'an'ı okuyuşları) mahlûktur" demiştir. Bu görüşü, daha sonra Ehl-i sünnet'e ait "kelâm-ı lafzî" ve "kelâm-ı nefsî" ayırımına öncülük etmiştir.

3/3 Fıkıh İlmindeki Yeri Müellif: S. Öğüt

Büyük bir hadis imamı olarak şöhret bulan Buhârî aynı zamanda bir fakihtir. Ancak hadis ilmindeki yüksek seviyesi sebebiyle bu yönü ikinci planda kalmıştır. Hayatı ve ilmî şahsiyetinden bahseden tabakat kitaplarında kendisinin "fakihlerin efendisi", "bu ümmetin fakihi" ve "Allah'ın yarattığı kullar içerisinde en fakih olanı" diye nitelendirildiği nakledilir. Bazı müellifler Buhârî'yi, hocaları Ahmed b. Hanbel ve İshak b. Râhûye'den daha fakih sayarlar.

Buhârî fıkıh ilmindeki bu üstün mevkii sebebiyle dört mezhebin mensupları tarafından sahiplenilmiştir. Hanbelî fakihlerinden İbn Ebû Ya'lâ onu Hanbelî fakihlerin birinci tabakasından, Tâceddin es-Sübkî ise Şâfiî fakihlerin ikinci tabakasından saymaktadır. Abdullah b. Yûsuf'tan el-Muvaṭṭaʾı rivayet ettiği için Buhârî Mâlikîler'ce kendi mezheplerine mensup kabul edildiği gibi, Hanefî fakihi İshak b. Râhûye'den ders almış olması sebebiyle de Hanefîler tarafından kendi mezheplerine bağlı olduğu ileri sürülmüştür.

Keşmîrî ile bir grup hadis ve fıkıh âlimine göre Buhârî ne belli bir mezhebe intisap eden mukallid, ne de herhangi bir mezhebin sınırları içinde ictihadda bulunan "mezhepte müctehid"dir. Eğer fıkıh "şer'î-amelî hükümleri tafsilî delillerinden istinbat ederek bilmek" ise Buhârî bu tarife göre tam bir fakih ve bir "mutlak müctehid"dir. Zira Kitap ve Sünnet'e en geniş çerçevede vâkıf olmuş ve hükümleri doğrudan o kaynaklardan elde etmiştir.

Bütün âlimler, Buhârî'nin telif ettiği eserler ve verdiği fetvalar yoluyla büyük bir fıkhî miras bıraktığı hususunda ittifak etmişlerdir. Söz konusu eserleri içinde en önde gelenin el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ olduğu bilinmektedir. Bu eser başlı başına bir fıkıh ve fetva hazinesi olarak nitelendirilmektedir. Özellikle Buhârî tarafından konulan bab başlıkları fıkhî görüşlerini yansıtması bakımından apayrı bir önem taşır. Bu sebeple, "Buhârî'nin fıkhı bab başlıklarındadır" denilmiştir.

Buhârî, diğer imamların hüküm çıkardığı şer'î kaynaklardan faydalanmakla birlikte onun genelde takip ettiği metot, hadisleri ihtiva ettikleri fıkhî hükümleri esas almak suretiyle bablara ayırmak, bu bablarda yer alan meseleleri Kur'an, hadis ve sahâbe fetvalarına dayandırmaktır.

Buhârî sadece kendi görüşünü zikretmekle yetinmemiş, bazı durumlarda muhalif görüşleri de kaydetmiş ve onlarla tartışmaya girmekten çekinmemiştir. Bu durumlarda karşı görüşü savunan kişi veya mezhebin adını anmak yerine "bazı insanlar, insanlardan biri" tabirini kullanmıştır. Bu şekilde vârit olan itirazların birçoğu Ebû Hanîfe'ye yöneliktir.

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi  ·  Müellifler: M. M. el-A'zamî, Y. Şevki Yavuz, S. Öğüt
Eser

el-Câmiʿu'ṣ-Ṣaḥîḥ

الجامع الصحيح
el-Câmiʿu'l-müsnedü'ṣ-ṣaḥîḥu'l-muḫtaṣar min umûri Resûlillâh ṣallallāhü ʿaleyhi ve sellem ve sünenihî ve eyyâmih — Buhârî'nin (ö. 256/870) Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en güvenilir kitap olarak kabul edilen, sahih hadisleri toplayan eseri. Eser Ṣaḥîḥu'l-Buḫârî diye şöhret bulmuştur.
Telifi

III. (IX.) yüzyıla kadar meydana getirilen hadis külliyatı sahih hadislerin yanı sıra hasen ve zayıf hadisleri de ihtiva etmekteydi. Buhârî'nin hocası İshak b. Râhûye, sadece sahih hadisleri ihtiva eden muhtasar bir kitaba duyulan ihtiyaçtan söz etmişti. Buhârî o günlerde bir rüya gördü: Elindeki bir yelpaze ile Hz. Peygamber'in huzurunda onu serinletiyordu. Rüya tabircileri bunu, Hz. Peygamber'i ona isnat edilen yalanlardan koruma şeklinde yorumladılar. Bunun üzerine Buhârî el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'i, topladığı 600.000 hadisten seçerek meydana getirdi.

Buhârî eserini bir ibadet vecdi içinde hazırlamış, her hadisi önce abdest alıp veya gusledip iki rek'at namaz kıldıktan sonra yazmıştır. Bazı kaynaklarda ise el-Câmiʿ'in her babını Hz. Peygamber'in kabriyle minberi arasında ve her bab için iki rek'at namaz kıldıktan sonra yazdığı rivayet edilmektedir.

Telifinin on altı yıl sürdüğü ve eseri Mekke'de yazmaya başladığı, daha sonra Buhara'da ve uzun süre kaldığı Medine ve Basra'da yazıp tamamladığı anlaşılmaktadır. Çalışmasını tamamladıktan sonra onu Ahmed b. Hanbel, Yahyâ b. Maîn ve Ali b. Medînî gibi hadis otoritelerine sundu; onlar da dördü dışında bütün hadislerin sahih olduğunu belirttiler.

Hadis Sayısı

Eserdeki kitâb sayısı kaynaklarda 68, 91, 97, 100 küsur veya 108 olarak farklı şekillerde verilmiştir. Muhammed Fuâd Abdülbâkī'ye göre kitâb sayısı 97, bab sayısı 3889'dur. Abdullah b. Muhammed el-Guneymân'a göre ise 91 kitâb, 3867 bab vardır.

İbnü's-Salâh'a göre eserde mükerrerleriyle birlikte 7275 hadis olup tekrarsız rivayetlerin sayısı 4000, bunların içinde muttasıl senedle rivayet edilenler ise 2602'dir. Ta'likler arasında bulunan merfû rivayetleri de hesaba katınca tekrarsız muttasıl hadislerin sayısı 2761'i bulur.

İbn Hacer'e göre ise eserde muallak ve mütâbi'lerin dışında mükerrerleriyle birlikte 7397 hadis, 1341 muallak rivayet, 341 adet de mütâbi' bulunmakta, böylece hadislerin toplamı 9082'ye ulaşmaktadır. Bu rakama sahâbî ve tâbiî sözleri dahil değildir. Buhârî'nin el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'te kendilerinden hadis rivayet ettiği hocalarının sayısı 289'dur.

Bab Başlıkları (Tercemeler)

el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'in "terceme" adı verilen bab başlıkları ve bu babların muhtevaları öteki hadis kitaplarından farklı özellikler taşımaktadır. Buhârî, bir hadisin ihtiva ettiği hükümlerin her birini göstermek maksadıyla bazan aynı hadisi -değişik senedlerle- birbirini takip eden bablarda zikretmekten kaçınmamıştır.

Şartlarına uygun yeteri kadar hadis bulamadığı bir babda veya fıkhî görüşünü özellikle belirtmek istediği bir konuda ilgili âyetleri, ta'lik yoluyla rivayet ettiği hadisleri, sahâbe, tâbiîn ve meşhur imamların sözlerini tercemede zikreder. Herhangi bir mezhebe bağlı olmayan Buhârî bir fıkıh kitabı görüntüsü veren bu gibi yerlerde daha çok kendi kanaatini destekleyen görüşleri nakleder.

Tercemelerde kesinlik ifade eden kalıplarla (cezm sîgalarıyla) zikrettiği rivayetlerin güvenilir olduğu, kesinlik ifade etmeyen meçhul fiil kalıplarıyla (temrîz sîgalarıyla) zikrettiği rivayetlerin ise zayıf olduğu anlaşılır. Buhârî fıkhî kanaatlerini bab başlıklarında aksettirdiği için, "Buhârî'nin fıkhı tercemelerinde bulunur" sözü şöhret bulmuştur.

Ta'likleri

Bir senedin baş tarafından bir veya birden çok râvinin adını zikretmeyip sadece ilk râvisinin adını vermek (ta'lik) suretiyle yapılan nakiller el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'in bab başlıklarında çokça görülür. Ta'lik bir isnad kusuru kabul edildiği için Buhârî bazı âlimlerin tenkidine uğramış, ancak o, eserini mümkün olduğu kadar kısa ve özlü telif etmek düşüncesiyle bu yola başvurmuştur.

Sayıları 1341'i bulan bu hadislerden 160'ı dışındakilerin senedlerini başka bablarda muttasıl olarak zikretmiştir. İbn Hacer, el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'teki bütün muallak rivayetlerin muttasıl senedlerini Taġlîḳu't-taʿlîḳ adlı beş ciltlik eserinde toplamıştır.

Tekrarları

Birden fazla hüküm ihtiva eden bir hadisi ilgili olduğu konuların her birinde değişik isnadlarla rivayet etmek Buhârî'nin sıkça başvurduğu bir metottur. "Kitâbü'l-İstisḳāʾ"da böyle bir hadisi on bir ayrı bab başlığı altında tekrarlamıştır. Hz. Peygamber'in bir yahudiye zırhını rehin bırakarak ondan yiyecek satın almasını on yerde, Hz. Âişe'nin Berîre'yi satın alıp kölelikten kurtarması olayını yirmi ikiden fazla yerde zikretmiştir — en fazla tekrarladığı rivayet bu Berîre hadisidir.

Bir hadisi aynı senedle iki yerde rivayet etmesi ise pek nâdir olup bunların sayısı yirmi üçtür. Bu metot, hadislerdeki farklı bilgi ve hükümlerin öğrenilmesi, birden fazla sahâbî tarafından rivayet edildiğinin anlaşılması, birbirine zıt gibi görünen bazı hadislerin sağlam isnad zincirlerinin ortaya çıkması bakımından faydalıdır.

Şartları

Buhârî, kendi hocasından sahâbî râviye varıncaya kadar son derece güvenilir muhaddisler tarafından muttasıl bir isnad ile nakledilen rivayetleri kitabına almayı prensip edinmiştir. Yalnız seneddeki her bir hoca ile talebesinin uzun süre görüşmüş olması esastır.

An'ane yoluyla gelen rivayetlerde talebelerden birinin hocasından hadisi bizzat duymadığı halde duymuş gibi rivayet ettiği ihtimali hatıra gelebilir. Bu gibi durumlarda Buhârî'ye göre seneddeki râvilerin en az bir defa birbirleriyle görüştükleri bilinmelidir. Buna lüzum görmeyen Müslim ise râvilerin aynı asırda yaşamış olmasını ve görüşmelerinin imkân dahilinde bulunmasını yeterli sayar. Şu halde Buhârî bu konuda Müslim'den çok daha titizdir.

Rivayeti

el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'i Buhârî'den 90.000 kişi dinlemiş olmakla beraber onu daha sonraki nesillere aktaran râvilerin sayısı oldukça azdır. Bunların başında Ebû Abdullah Muhammed b. Yûsuf b. Matar el-Firebrî gelir. Diğerleri, Hammâd b. Şâkir en-Nesevî, İbrâhim b. Ma'kıl en-Nesefî ve Ebû Talha Mansûr b. Muhammed el-Bezdevî'dir. Firebrî nüshası dışındaki diğer üç nüshanın zamanla şöhretlerini kaybettiği ve yerlerini bugün elimizde bulunan Buhârî metninin yegâne rivayeti olan Firebrî nüshasına bıraktığı anlaşılmaktadır.

Firebrî nüshasını üçüncü kademede devam ettirenler arasında Ebû Zer el-Herevî ile hayatını hadise adamış olan kadın muhaddis Kerîme bint Ahmed öğretim faaliyetlerini Mekke'de devam ettirdikleri için eserin İslâm dünyasına yayılmasında büyük hizmetleri olmuştur.

Eldeki rivayetlerin birçoğu, çeşitli nüshalardan sağlam bir metin tesis etme zaruretini duyan Ali b. Muhammed el-Yûnînî'nin (ö. 701/1302) meydana getirdiği nüshaya dayanmaktadır.

İslam Dünyasındaki Yeri

İslâm dünyasında Kur'ân-ı Kerîm'den sonra en büyük ilgiyi Buhârî'nin el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'i görmüştür. Hadislerinin titizlikle seçilmesi, mükemmel bir tertibe sahip olması, muhtevasının zenginliği ona bu itibarı kazandırmıştır. el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ sevap kazanmak maksadıyla olduğu gibi maddî ve mânevî sıkıntılardan, hastalık ve belâlardan kurtulmak ve her türlü murada nâil olmak arzusuyla da okunmuştur.

1281 yılında Tatarlar Suriye'ye girdiği zaman Melik Mansûr Kalavun, onlara karşı koymak üzere yola çıkmadan önce Ṣaḥîḥ-i Buḫârî okunmasını emretmiştir. Fas Sultanı İsmâil b. Şerîf, zenci kölelerden oluşan "Abîdü'l-Buhârî" (Buhârî'nin hizmetkârları) adında bir muhafız alayı kurdu. Ṣaḥîḥ-i Buḫârî üzerine yemin ettirerek onlardan sadakat sözü aldı.

Türkiye'de Birinci Büyük Millet Meclisi açılacağı zaman ülkenin her yerinde Ṣaḥîḥ-i Buḫârî hatimleri yapılmıştır. 21 Nisan 1920'de Hey'et-i Temsîliyye adına Mustafa Kemal imzasıyla 61. fırka kumandanı Refet Bey'e çekilen telgrafta, "Bi-mennihi'l-kerîm Nisan'ın 23. Cuma günü cuma namazını müteakip Ankara'da Büyük Millet Meclisi küşâd edilecektir" dendikten sonra, "yevm-i mezkûrun te'yîd-i kudsiyyeti için bugünden itibaren merkez-i vilâyette vali beyefendi hazretlerinin tertibiyle hatim ve Buhârî-i Şerîf tilâvetine bed' olunacağı... mukaddes ve mecruh vatanımızın her köşesinde aynı suretle bugünden itibaren Buhârî ve hatemât-i şerîfe kıraatine şürû edileceği" bildirilmekteydi.

Baskıları

Ṣaḥîḥ-i Buḫârî İstanbul, Kahire, Bulak, Hindistan ve Avrupa'da birçok defa basılmıştır. Bunların içinde en mükemmeli, Yûnînî nüshası esas alınarak kenarında diğer nüsha farkları gösterilmek suretiyle II. Abdülhamid'in emriyle yapılan neşirdir (I-IX, Bulak 1313-1315).

Bunu Hacı Zihni Efendi'nin tashihiyle yapılan baskısı takip eder (I-VIII, İstanbul 1315). L. Krehl'in (I-III, Leiden 1862-1868) ve Theodorus W. Juynboll'ün (IV, Leiden 1908) baskıları iyi birer neşir değildir. E. Lévi-Provençal Ṣaḥîḥ-i Buḫârî'yi Fransızca tercümesiyle birlikte yayımlamıştır (I-IV, Paris 1928).

Şerhleri (en önemlileri)

İbn Haldûn, el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'i şerhetmenin İslâm ümmetinin boynuna borç olduğunu söylemiştir. Kâtib Çelebi çoğu şerh olmak üzere Ṣaḥîḥ-i Buḫârî etrafında yapılan çalışmalardan seksen ikisinin adını vermektedir. En tanınmış şerhler şunlardır:

1. Aʿlâmü's-sünen — Hattâbî (ö. 388/998). İlk Ṣaḥîḥ-i Buḫârî şerhi olarak bilinir.

2. el-Kevâkibü'd-derârî — Şemseddin el-Kirmânî (ö. 786/1384). Türk âlim, 1373 yılında Mekke'de tamamladı; 25 cilt halinde Kahire'de basıldı.

3. Fetḥu'l-bârî bi-şerḥi Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî — İbn Hacer el-Askalânî (ö. 852/1449). Ṣaḥîḥ-i Buḫârî şerhlerinin en mükemmeli olarak kabul edilmektedir. İbn Hacer şerhini 1414'te yazmaya başlamış, 1438'de bitirmiş, ölümünden bir müddet öncesine kadar ilâveler yapmaya devam etmiştir. Şevkânî'den şerh yazması istendiği zaman "Lâ hicrete ba'de'l-feth = Mekke fethinden sonra artık hicret yoktur" hadisiyle tevriye yaparak İbn Hacer'in eserinden sonra başka bir şerh yazmaya gerek olmadığını anlatmıştır.

4. ʿUmdetü'l-ḳārî fî şerḥi Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî — Büyük Türk âlimi Bedreddin el-Aynî (ö. 855/1451). Fetḥu'l-bârî ile birlikte en fazla itibar gören şerh. Aynî şerhini 1418'de yazmaya başlamış ve 1443'te tamamlamıştır.

5. İrşâdü's-sârî li-şerḥi Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî — Kastallânî (ö. 923/1517). Üçüncü sırada anılan, her seviyedeki okuyucunun kolayca faydalanabileceği şerh.

6. el-Kevs̱erü'l-cârî — Molla Gürânî (ö. 893/1488), Türk âlim.

7. Feyżü'l-bârî ʿalâ Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî — Keşmîrî Muhammed Enverşah (ö. 1352/1933).

Şerh yazmaya başlayan ancak eserleri yarım kalan Nevevî, İbn Kesîr, İbn Receb el-Hanbelî, Fîrûzâbâdî gibi önemli kişiler de vardır.

Muhtasarları

el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'ten seçmeler yaparak meydana getirilen çalışmalar arasında şunlar zikredilebilir:

1. Cemʿu'n-nihâye — İbn Ebû Cemre (ö. 699/1300). Kahire 1286'da basılmıştır.

2. et-Tecrîdü's-sarîh — Ahmed b. Ahmed ez-Zebîdî (ö. 893/1488). Bulak'ta (1287) ve Kahire'de (1312) basılmış, Babanzâde Ahmed Naim Bey ve Kâmil Miras tarafından Türkçe'ye çevrilerek şerhedilmiştir (12 cilt). Türk okuyucularına Buhârî'yi tanıtan en meşhur eserdir.

3. Zübdetü'l-Buḫârî — Ömer Ziyâeddin Dâğıstânî (ö. 1920). Ṣaḥîḥ-i Buḫârî'deki Peygamber buyruklarının tamamını derlemek maksadıyla yapılan bu çalışma 1524 hadisi ihtiva etmektedir.

4. Cevâhirü'l-Buḫârî — Muhammed İmâre. 850 hadisi ihtiva eder, kısaca şerhedilmiştir.

Diğer Çalışmalar

el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ'teki bazı müşkil kelimelere dair müstakil kitaplar kaleme alınmıştır. el-Elfiyye yazarı İbn Mâlik'in (ö. 672/1274) Yûnînî ile birlikte 71 dil problemini hallettiği Şevâhidü't-tavżîḥ ve't-taṣḥîḥ li-müşkilâti'l-Câmiʿi'ṣ-ṣaḥîḥ adlı eseri önemlidir.

Bab başlıkları da müstakil çalışmalara konu olmuştur: Kitâbü'l-Mütevârî ʿalâ terâcimi'l-Buḫârî (İbnü'l-Müneyyir, ö. 683/1284), Taġlîḳu't-taʿlîḳ (İbn Hacer), Şerḥu terâcimi ebvâbi Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî (Şah Veliyyullah ed-Dihlevî, ö. 1176/1762).

Türkçe Tam Tercüme: el-Câmiʿu'ṣ-ṣaḥîḥ, Mehmet Sofuoğlu tarafından "Sahîh-i Buhârî ve Tercemesi" adıyla Türkçe'ye çevrilmiş ve 16 cilt halinde yayımlanmıştır (İstanbul 1987-1989).

Fihristler: Muhammed Şerif Tokadî'nin Miftâḥu Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî'si (İstanbul 1313) ve Abdullah b. Muhammed el-Guneymân'ın Delîlü'l-ḳārî ilâ mevâżiʿi'l-ḥadîs̱ fî Ṣaḥîḥi'l-Buḫârî'si önemli fihrist çalışmalarıdır.

Kaynak: TDV İslâm Ansiklopedisi  ·  Müellif: M. Yaşar Kandemir